Seksi motorcular
İneğe tecavüz ederken basıldı !
İneğe tecavüz ederken basıldı ! |
|
TRABZON'un Beşikdüzü İlçesi'nde inekle cinsel ilişkiye girdiği öne sürülen 24 yaşındaki S.K. şikayet üzerine gözaltına alındı. Yenicami Köyü'nde oturan 37 yaşındaki Ayşe Demirbaş, dün saat 15.40'da gelen sesler üzerine evin alt katında bulunan ahıra gitti. S.K.'yı ahırda inekle cinsel ilişkiye girerken gören Demirbaş jandarmaya haber verdi. Gelen ekipler S.K.'yı gözaltına alırken soruşturmaya başland ı. |
45 bin hasta sırada
Organ bağışının tamamen eğitim ve kültür meselesi olduğunu ve bunun en güzel örneği geçen yıl yapılan çalışma ile yüzde 300’lük gibi bir artış sağlayan İstanbul’da yaşandığını hatırlatan Prof. Dr. Münci Kalayoğlu, “Daha sırada organ bekleyen 45 bin insanımız var. Ve bu rakam her geçen gün büyüyor” dedi. Organ naklinde dünya çapında aranan isim olan Sağlık Bakanlığı Genel Cerrahı ve Organ Nakli Merkezi Başkanı Prof. Dr. Münci Kalayoğlu Türkiye gazetesine konuştu.
EĞİTİM MESELESİ
Bağışın oranı niçin düşük?
Organ bağışı, bir eğitim, kültür ve anlayış meselesidir. Aynı zamanda bir de insan sevgisidir. Genellikle bu uğurda ölenlere de “Ee ne yapalım kısmeti bu kadarmış, Allah’ın takdiri” diyorlar. Elbette her şey Allah’ın takdiri bunu kimse inkar edemez ama ‘organ’ yüzünden insanlarımız ölmemeli. Dünyada bazı şeyler değişti artık. Organ nakli gibi bir mefhum, bilim dalı ve hakikat var. Daha evvel organ nakli olmadığı ve yapılamadığı için ölen insanlar bugün tamamen şifaya kavuşabiliyorlar. Düşünülmeyecek olayları hakikat haline getirmiş bir bilim dalı var artık. Bu bir gerçek. Ve bu gerçeğe göre hareket etmek lazım.
TEDAVİ İÇİN İKİ YOL MEVCUT
Diyaliz mi, nakil mi faydalı?
Böbrek yetmezliği olan, böbrekleri iflas eden kişileri tedavi edebilmek için diyaliz ve organ nakli gibi iki yol var. Diyaliz de iki türlü oluyor. Biri hemodiyaliz (vücuttan kan alınır makinede temizlenir ve tekrar aynı kanı vücuda verir) diğeri de peritonial diyaliz ( karnın içine hortum sokuluyor oradan muayyen aralıklarla sıvılar veriliyor ve o sıvılar daha sonra boşaltılıyor. Burada periton zarı filtreleme görevi görüyor). Bir de böbrek nakli var. Böbreği çalışmayanlara başkasından alınan böbrek takıyoruz ve insanın kendi böbreğiymiş gibi fonksiyon görüyor. Şöyle bir kıyaslama yapayım; eğer böbrek yetmezliği olan bir insan diyalizde kalırsa hangi yaş grubunda olursa olsun 5 sene sonra hayatta kalma şansı yüzde 30 dur. Ama bu hastaya organ nakli yaparsanız yaşama şansı yüzde 70’tir. Yüzde 40 gibi büyük bir fark var. Bu oranı gözardı etmemek lazım.
45 BİN BÖBREK HASTASI VAR
Hasta insan sayısı artıyor mu?
Ülkemizde şu anda 45 bin böbrek hastası var. Bu rakam önümüzdeki sene yaklaşık 50-60 bine çıkacak. Yani o kadar insan böbrek bekliyor olacak. Vahameti düşünebiliyor musunuz. Bunların 5 sene içinde diyalizde kalanlarının yüzde 70’i ölecek. Biz bunu istemiyoruz. Karaciğer nakli olan insanlar da aynı şey. Biz halkımıza gider bağışın önemini anlatırsak, doktorlarımıza söyler ve eğitirsek bu iş olur.
24 SAAT MUHAFAZA
Organlar ne kadar korunabiliyor?
Bundan önceki yıllarda karaciğeri 6 saat koruyabiliyorduk. Ancak gelişen teknoloji sayesinde ve solüsyonların yardımı ile artık nerede ise 24 saat koruyabiliyoruz. Bu solüsyonu şu anki cerrahların yüzde 90’ı kullanıyor. Hatta bir defasında naklolması gereken bir organ geldiğinde çok yorgundum. Eve gittim, bütün ihtiyaçlarımı giderdim, uykumu da alıp öyle geldim ve böbrek naklini gerçekleştirmiştim.
Yüzde 300 artışı yakaladık
İstanbul’da çalışmalar yaptıklarını belirten Prof. Dr. Münci Kalayoğlu, gittik, gezdik, konuştuk ve anlattık. Bütün bu eylemimize devletin yardımı ve İl Sağlık Müdürlüğü’nün de öncülük desteğini alınca yüzde 300’lük gibi güzel bir artış tablosunu yaşadık. Hepimiz koşturuyoruz. İyi ekip var. Sonuçlar bütün merkezlerde çok çok iyi. Bu yeterli mi, yeterli değil. Biz bunu daha üstün seviyeye çıkartabiliriz.
Hedef: İstanbul’da 1000 ORGAN
5yıl içinde İstanbul’da 1000 tane organ bulmak istediklerini belirten Kalayoğlu, Bunu yaparsak Türkiye’deki her şey hallolur diye düşünüyorum. Arkadaşlarımızla buna and içtik. Hedefimiz, 5 sene içinde senede 500 nakil yapmak. Bizim cerrahların diğer ülkelerin cerrahlardan hiçbir farkı yok. Hatta daha iyiler. Amerika’da öğrenciler yetiştirdim. Biz bu işi biliyoruz. Bize organ lazım.
Harun Yerebakan/Türkiye haber, türk
Ölümsüz aşk ister misiniz?
Kendinize önem gösterin
Dağınık
olduğunuz zamanlar kadar farklı giyindiğiniz zamanlarda olsun. Dantel
gecelikle olduğunuz kadar eşofmanlarla da seksi olmayı ve kalmayı bilin.
Annecilik oynamayın
Erkeğe gereğinden
fazla ilgi göstermeyin. Annesi gibi davranmayın. Yaptığınız her şeyi
birlikte yapmaya çalışın. Sorumluluk alması gerektiğinde sizi hayal
kırıklığına uğratmaz. Zaten sorumlu bir erkek sizi bunca yükün altında
bırakmaz.
Kıskançlık kıskacına düşmeyin
Kıskançlık
hissi onun sevgisini hak etmediğinize dair derin bir korkunun
dışavurumudur. Başka bir kadına ilgi gösteriyorsa bağırıp çağırmayın
(çok aleni) ya da ortalığı birbirine katmayın (çok çaresizce). Kulağına
baştan çıkarıcı sözler fısıldayın, ona acımasızca kur yapın. Böylece
ilgisinin size kaymasını sağlayarak kendinizden şüphe duymanıza yol
açan yıkıcı hislerden kurtulacaksınız.
Kadınların sorduğu bazı sorular anlamsız ve feci şekilde sinir bozucudur. Erkek arkadaşınızın size bağlı kalmasını istiyorsanız "Beni ne kadar seviyorsun?", "Sence ben şişman mıyım?", "O gömleği bu pantolonla giymeyeceksin değil mi?" , "Yemeğe çıkıp sonra da sinemaya gitmek yerine video kiralayıp pizza ısmarlasak olmaz mı?" gibi sorular sormaktan kaçının.
Kızların gözde damat adayları
Sinema dünyasının 37 yaşındaki bekar aktörü Matthew McConaughey, gençkızların evlilik düşlerini süsleyen isim oldu.
People dergisi, son sayısını 'En Çekici Bekar Ünlüler' başlığına ayırdı.
Jake Gyllenhaal, Justin Timberlake, Chris Evans gibi genç şöhretlerin ağırlıklı olduğu listede, Brad Pitt, George Clooney ve Orlando Bloom gibi isimler yer almadı.
Listede yer alan ünlüler:
Matthew McConaughey: Derginin özel sayısının kapağında da yer alan oyuncu, Sarah Jessica Parker ile 'Düş Yakamızdan', Penelope Cruz ile 'Sahara' adlı filmlerde oynadı.
Penelope Cruz ile evliliğin kıyısından dönen 37 yaşındaki oyuncu, yaşamdaki en büyük desteği de öğretmen olan annesi Kay McConaughey'den alıyor.
Jake Gyllenhaal: 'Brokeback Dağı' filminde eşcinsel kovboyu canlandıran Jake Gyllenhaal, 27 yaşında.
Chris Evans: 'Fantastic Four' serisinin 26 yaşındaki oyuncusu, engüzel randevusunun, bir parkta bankta oturarak 5-6 saat konuştuğu bir kızla olduğunu söylüyor. Oyuncu, konuşmanın ve anlaşmanın, flörtün anahtarı olduğunu düşünüyor.
Maksim Chmerkovskiy: 27 yaşındaki oyuncu da listede yer edinen isimlerden oldu.
Ludacris: Şarkıcılık kariyerinde başarılı günler yaşayan 29 yaşındaki oyuncu, çekici bekarlardan.
Blake Lewis: 'American Idol' finalisti Blake Lewis, "Ben düzinelerce gül alan, serenad yapan türden bir adamım" diyerek eş adaylarına yeşil ışık yakıyor.
Kenny Chesney: "Aşık olmak için aşık olanlardan değilim" diyen
country şarkıcısı Chesney, birkaç yıl önce sinema dünyasının güzel 'Bridget Jones'u Renee Zellweger ile kısa bir evlilik yaptı.
39 yaşındaki Chesney, yaşadığı 7 aylık bu kısa evliliğe rağmen ümidini kesmediğini, "Kendimi evli ve çocuklu görebiliyorum. Bazı duvarları yıkmaya yaklaştığımı hissediyorum" sözleriyle ortaya koyuyor.
Justin Timberlake: 26 yaşındaki şarkıcının Cameron Diaz, Britney Spears gibi ünlülerle ismi anıldı. Timberlake, 'FutureSex/LoveSounds' adlı albümüyle fırtına gibi esiyor.
İnternethaber
Mutsuzluk şişmanlatıyor
Yapılan araştırmalara göre mutsuz ve depresif insanların daha hızlı kilo aldıkları ve bunları geri vermekte epey güçlük çektiklerini ortaya koydu. Özellikle çocuklar risk altında!Sevgisizlik
İnsanlarda meydana gelen fazla yağ, yani şişmanlık genetik, çevresel ve psikolojik faktörlerin dışında aile bireylerinin yanlış tutumlarından da kaynaklanmaktadır. Şişmanlık eğilimi bulunan insanların aileleri incelendiğinde aile bireylerin birinin veya ikisinin birden sevgiden veya içtenlikten mahrum olarak büyüdükleri, sevginin karşılığı olarak da yiyeceğe yöneldikleri görülmüştür.
Çocuğa dikkat
Bu tür ailelerde annelerin genellikle yetişme çağlarında sosyal veya ekonomik zorluk çekmiş kişiler olduğu gözlenmiştir. Bu tür aile bireyleri, dengesiz beslenmiş çocuklarıyla özdeşleşerek, kendilerinin gelişme çağındaki ekonomik veya psikolojik eksikliği telafi yoluna gitmektedirler. Tabii çocuğun gelişme çağında, aile bireylerinin çalışmasından dolayı çocuklarla ilgilenen aile büyüklerinin sevgi ve ilgiyi yemek yedirme gibi görmeleri, çocuğun şişmanlama eğilimini artırmaktadır.
Çocukluk döneminde uygulanacak beslenme programının yetersiz olması da çocuğun gelişimini kötü yönde etkiler. Bu yüzden bilinçli bir beslenme programı uygulanmalıdır. Beslenme programı uygulamaları sırasında ölçü annenin tabağa koyduğu yiyecek olmamalı çocuğun günlük aktivitelerine, yaşına, cinsiyetine göre yemek miktarı ayarlanmalıdır. Küçük yaşlardan itibaren kazanılacak egzersiz alışkanlıkları çocuğun hayatı boyunca doğru beslenmesiyle birlikte daha faal ve kendini daha iyi kontrol eden sağlıklı bir insan olmasını sağlayacaktır.
Fast food
Fast food ürünleri, besleyici değeri daha fazla olan ev yemeklerinden daha ilgi çekici olmaktadır. Çocukların bu tür yiyeceklere karşı ilgileri artarken temel besin maddelerine olan ilgileri azalmaktadır. Böylece sağlıksız bir beslenmeye doğru gidilmektedir. Temel gıda maddelerinin kullanımı bir disiplin içinde çocuklara verildikten sonra tabii ki belirli aralıklarla fast food ürünlerine, çikolatalara doğru ve yeterli beslenme programının içinde yer verilebilir.
Sağlıklı bir vücuda sahip olmanın ve dengeli beslenmenin şartlarından biri de yeterli su alınmasıdır. Çocukluk çağında başlayan ve ileriki yaşlarda da devam eden sıvı ihtiyacını meşrubattan sağlama isteği metabolizma için doğru bir davranış değildir. Çocuklara su içme alışkanlıkları kazandırılmalı, haftada belirlenecek sayıda gazlı veya gazsız meşrubatlara izin verilmelidir. Çocukların meşrubatsız yemek yememeleri çocuğun anlayacağı düzeyde telkinlerle sağlanmalıdır. Amacımız sağlıklı, eğitimli bir nesil yetiştirmekse aile bireylerinin çocuklarına örnek olmaları gerektiği unutulmamalıdır.
(Hürriyet)
Çalışan kadınların cinsel hayatı sönük
Normalin üzerinde mesai yapan hırslı meslek sahipleri ve yöneticiler, çocuklarını, özel ve cinsel yaşamlarını ihmal ediyor. Harvard Bussiness Review dergisinde yayımlanan araştırmaya göre; büyük şirketlerdeki meslek sahipleri, günde 10 saatlik çalışmayı bile yarım gün çalışıyormuş gibi algılıyor. Söz konusu şirketlerde çalışan ve çok para kazananların yüzde 45'i işlerine aşırı derecede zaman ayırıyor. İş eşe engel oluyor
Mesleklerine yeni başlayanlar için bu çalışma biçimi haftada en az 60 saat olurken, birçok meslek sahibi 100 saat ve üzerinde mesai yapıyor. Yüksek mevkilerdeki bu insanlar nadiren tatil yapıyor ve bunların yarısı yılda 10 günden az tatile çıkıyor. Araştırmaya katılan kadın ve erkekler, işlerinin eşleriyle güçlü bir ilişki kurmalarını engellediğini söylüyor. Büyük şirketlerde çalışanların yüzde 45'i, günde 12 saatten fazla çalıştıktan sonra eve döndüklerinde 'eşleriyle bir çift laf edecek takati bile kendilerinde bulamadıklarını' belirtirken; sürekli seyahat eden ve akşam programlarına katılanlar ise işlerinin 'tatmin edici bir cinsel yaşamı imkansız kıldığını' belirtiyor.
Ramazan'da nasıl beslenmeli?

Prof. Dr. Erdem, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yanlış beslenmenin, Ramazan ayı sonunda ciddi sağlık sorunlarına neden olabileceğini belirtti. Erdem, ramazan ayının her yıl yaz aylarına biraz daha yaklaşması nedeniyle uzun günlere rastladığına, uzun süren açlığın ise iştahı ve doyma eşiğini artırdığa; bu nedenle çok fazla yemek yiyen insanların dengesiz beslenmeye bağlı olarak bazı sağlık sorunları yaşayabileceğine işaret etti.
SUSUZLUĞU KÖRÜKLEMEYİN
Prof. Dr. Erdem, sahurda tok tutacak ve bazı besinlerin eksikliğine gerek bırakmayacak şekilde beslenilmesi gerektiğini vurguladı. Prof. Dr. Erdem, ramazanda tuz, yağ ve protein içeriği yüksek olan besinlerin susuzluğu körükleyeceğini, bunun için yağ ve tuzdan uzak tutulmuş, protein miktarı daha az, karbonhidrata daha fazla dayalı bir diyet gerektiğini ifade ederek, ''Yemekler, tuzsuz ve yağsız pişirilmelidir. Çünkü tuz tansiyonu yükseltecektir. Yağlı yiyecekleri sindirmek için de safra tuzlarına ihtiyaç duyulacaktır. Onun için ramazan ayındaki beslenmenin yağdan ve tuzdan arındırılmasında fayda var'' dedi.
''SAHURA MUTLAKA KALKILMASI GEREKİYOR''
Prof. Dr. Erdem, ramazanda sahura mutlaka kalkılması gerektiğini bildirdi. Sahura kalkmadan oruç tutanlarda aç kalma süresi daha da artacağı için metabolizmanın hızı ve kan şekerinin düşeceğine işaret eden Prof. Dr. Erdem, ''Bu nedenle ramazanda iftar vaktiyle sahur arasında küçük porsiyonlarla sıklıkla beslenilmeli ve azar azar su içilmelidir. Bu yapılmadığı takdirde baş ağrısı, halsizlik gibi sağlık sorunları ortaya çıkabilir'' diye konuştu.
Kadınların depresyona girmesinde en büyük etken ne?
Bazı erkek tipleri kadınların depresyona girmesinde çok büyük etken. Hangi erkek tipleri depresyona sebep oluyor?Uzman psikolog Aslıhan Tokgöz Tozlu, ikili ilişkilerde erkeklerin hatalı ve yanlış davranışlarının kadını depresyona soktuğunu beilrterek, "Kadını yıpratan bazı davranışlar, ruhsal sıkıntıları da beraberinde getiriyor. Aldatılma, fiziksel şiddet, sözlü ve psikolojik şiddet, aşağılanma, hiç yerine konma, fiziksel görünümündeki eksiklikleri yüzüne vurma gibi davranışlar, kadını bir süre sonra içine kapanır ve depresif bir görünüme sokuyor" dedi.
Memorial Hastanesi Psikoloji Bölümü'nden Uzman Psikolog Aslıhan Tokgöz Tozlu, kadınlara hayatı zehir eden erkek tipini anlattı. İşte Tozlu'ya göre kadınları depresyona sokan erkek tipleri:
Kıskançlık ve sahiplenme duygusu: İkili ilişkilerde ilişkiyi ve kadını yıpratan en önemli unsurlardan biri kıskançlıktır. Ama bunun da ötesinde kadını çok fazla yıpratan ve kıskançlığın da önüne geçebilen durum, sahiplenme duygusu. Evlendikten sonra erkeğin kadına hissettirdiği, 'Sen benim malımsın' düşüncesi. Bu, erkeklerde daha fazla gözleniyor. Bu düşüncenin beraberinde kontrol mekanizması geliyor. Erkek, kadının kıyafetlerini, davranışlarını, arkadaşlarını (erkek kadın fark etmiyor) görmesini istemiyor. Eşinin işine karışıyor ve bir süre sonra çalışmasına da karşı çıkıyor. Hatta daha da ileri giderek, 'benden önceki hayatını bitiriyorsun, benimle yeni bir hayata başlıyorsun' diyebiliyor. Erkek kadının, gardrobu yenilemeler, arkadaşları yenilemeler, kendi çevresine göre insanları seçme gibi davranışlar sergiliyor.
Baştaki heyecanın azalması ya da bitmesi: Evliliğin başında kadın için de erkek için de bu birliktelik; yeni, heyecan verici, değişik olabilse de kontrol mekanizması devreye girdiğinde erkek kadının benliğini elinden alıyor. Kadın bir süre sonra tek başına karar verecek bir birey olmadığını anlamaya başlıyor. 'Ben seninle varım, çünkü beni ben yapan bütün her şeyi seninle bıraktım' düşüncesiyle kadın bir süre sonra yok oluyor. Ardından da kadını yıpratan bir tablo ortaya çıkıyor.
'Senin ailen benim ailem' tartışması: "Senin annen benim annem, senin ailen benim ailem" ayrımı, ikili ilişkilerde kadın ve erkek için çok fazla yıpratıcı oluyor. Ama erkekler evlendikten sonra aile kavramını biraz daha ön planda tuttuğu için kadın bundan çok daha fazla etkileniyor. Erkek, 'Annem benden önce gelir. Bir şey yapacaksan önce annemden izin alacaksın' gibi yaptırımlar uygulayabiliyor. Bu durum bir süre sonra kadın için çekilmez bir hal alıyor. Erkeklerde aile ile ilgili bu tür davranışlar kültürel bir şey, kesinlikle öncelikle ataerkil olmaktan kaynaklanıyor. Biz kavramı ile bir birliktelik kurulmuyor. Kadın, erkeğin evine ve ailesine getiriliyor. Sonrasında ise 'Sen bizim malımızsın' deniyor. Bizi olduğumuz gibi her şeyimizle kabul edeceksin ve her dediğimizi yapacaksın gibi hissettiriliyor. Kadın yok sayılıyor, yok ediliyor. Bir süre sonra da duygularını ifade edemeyen, kendini anlatamayan kadın çatlayacak hale geliyor.
Kıskançlık: Kıskançlık da kontrol mekanizması nedeniyle ortaya çıkan bir durum. Erkek kıskançlığı kadının her şeyini kontrol altına almaya çalışıyor. Kendisinden izinsiz hiçbir şey yapmasına izin vermiyor. Giydiği giysiden görüştüğü arkadaşlarına kadar kıskançlık yapıyor.
İletişim bozukluğu: Kadınlar için öne çıkan en önemli meselelerden biri de iletişim bozukluğu. Kadınları en çok yıpratan erkek tipi, iletişim sorunu olan tiptir. Sürekli içine kapanık ise, konuşmuyorsa, zamanını bilgisayarın ya da elinde kumanda ile televizyonun karşısında geçiriyorsa bir süre sonra kadın eşinden soğumakta ve yıpranmaktadır. Eşini psikoloğa götürmek için girişimlerde bulunur ama genellikle erkekler bu konularda psikolojik yardım almaktan kaçınırlar. Kadınlar daha çok duygusal, erkekler ise daha çok cinsellikle ilgili konularda psikolog yardımı almaktadır. Kadının bu noktada istediği el ele baş başa göz göze oturmak değil, birlikte bir şeyler konuşarak sohbet etmektir. Kadınları en çok yıpratan durumlardan en önemlisi, çiftlerin birbirleriyle konuşamamaları. Öyle çiftler var ki birlikte bir şeyler yapmaktan sıkılıyorlar. Bir yere gideceklerse arkadaşlarını da çağırmak isterler, paylaşım olmadığı zaman ilişki çiftleri yıpratır.
DEPRESYON BELİRTİLERİ
Uzman Psikolog Aslıhan Tokgöz Tozlu, kadınların depresyona girme belirtilerini ise şöyle açıkladı:"İçine kapanıklık, yemek yeme alışkanlıklarında bozukluk, ev içinde eşiyle paylaşamadığı şeyleri ailesi ve arkadaşlarıyla paylaşmaya çalışması, ruhsal ve psikolojik olarak çökme, kaygı bozuklukları, depresyon, sürekli kötü bir şey olacak duygusuyla yaşamaya başlama, çok ciddi bir ruhsal yatkınlığa sahipse o tetiklenebilir. Böyle durumlarda kadının kesinlikle psikolojik yardım alması önerilir. İçinden çıkılmaz bir hal alan ruhsal durumunun daha da kötüye gitmemesi için kadının izleyeceği en önemli yol, bir uzman yardımıyla içinde bulunduğu durumu aşmaya çalışmasıdır."




